İnsan Psikolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnsan Psikolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ağustos 2026

Otuz Beş Yaş: Zamanın Aynasındaki İnsan - Kamil Baki


Bazı şiirler vardır, insan onları okurken yalnızca şairin sesini duymaz. Kendi hayatının uzaklardan gelen yankısını da işitir.

Cahit Sıtkı Tarancı’nın "Otuz Beş Yaş" şiiri böyle bir şiirdir.

Şiir, gençlik yıllarında okunduğunda  farklı çağrışımlar yapar insanda. 

O yaşlarda, otuz beş yaş çok uzaktır ve bu yüzden okuyan şairi anlamakta biraz zorlanır . 

Sonra, yıllar geçer... 

Bir sabah aynanın karşısında geçtiğinde aynı kişi, şiirin bir dizesi, hiç beklemediği bir anda, dudaklarından dökülür:

“Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?”

Şakaklardaki beyazlık, aslında saçın rengi değildir yalnızca. 

Geçen zamanın ilk görünür işaretidir. 

İnsan yılların geçip gittiğini çoğu zaman bir fotoğraflarda, eski bir dostun sesinde, çocukluğundan kalmış bir evin kapısında ya da aynada kendisine bakarken fark eder.

Bir gün gelir ki yüzünün kendisine ait olduğundan bile kuşku duymaya başlar.

“Benim mi Allah'ım bu çizgili yüz?”

Bu şaşkınlık, şairin  dizelerinde somutlaşır bir anda.


İçimizdeki çocuk, çoğu zaman yıllar önce bıraktığımız yaştadır. 

Ruhumuz, aynanın karşısına çıkan yüzden daha genç ve aydınlıktır. 

İçimizde hâlâ koşan, hayal kuran, bir şeylerin değişeceğine inanan bir fidan vardır. 


Fakat ayna bize bambaşka şeyler söyler.

Yüzümüzde geçen zaman, alnımızdaki çizgilerde yılların telaşı, dudaklarımızda söylenememiş cümleler…

Ve sonra o soru:

“Ya gözler altındaki mor halkalar?”


İnsanın yüzünde en çok gözler konuşur. Çünkü gözler yalnızca görüneni taşımaz, yaşananı da saklar. 


Bir bakışta yıllar önce yaşanmış bir ayrılığın hüznü, bir bekleyişin yorgunluğu, kaybedilmiş bir insanın boşluğu yer alabilir.

Yüz değişir.

Ama yüzün içinde yaşayan hikâye kaybolmaz.

İşte bu yüzden şair, aynalara sitem eder:

“Neden böyle düşman görünürsünüz;

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?”


Ne kadar tanıdık bir kırgınlıktır bu…

Gençlikte ayna dosttur. Bize kendimizi beğendirir, yüzümüzde geleceği gösterir. Zaman geçtikçe aynı ayna başka bir dile dönüşür. Bu kez güzellikten önce zamanı söyler. Eksilenleri, değişenleri, geride kalanları hatırlatır.

Ama gerçekten düşman mıdır aynalar?

Belki de hayır.

Belki de  aynanın yaptığı yalnızca söylemek istemediğimiz gerçeği yüzümüze bırakmaktır.


Hayatın da aynadan pek farkı yoktur.

O da bize önce güzel yüzünü gösterir. Çocukluğu, gençliği, dostlukları, sevgileri, umutları verir. İnsan, hayatın bu yüzüne bakarken onun hep böyle kalacağını düşünür. Oysa zaman ilerledikçe başka bir yüz belirir. Bazı kapılar kapanır. Bazı insanlar uzaklaşır. Beden yavaşlar. Beklentiler değişir. İnsan, hayatın yalnızca verdiklerinden ibaret olmadığını öğrenir.

Hayat verir, sonra aldıklarıyla verdiğinin değerini öğretir.


Belki gençlik, hayatın bize sunduğu en büyük armağandır. Fakat insan onun değerini çoğu zaman elinden çıkarken anlar. Bir zamanlar sıradan gelen bir yürüyüş, yıllar sonra hatırlanan güzel bir gün olur. Birlikte içilen bir kahve, bir dostun sesi, evin içinde duyulan bir kahkaha… 

Zaman geçtikçe sıradan sandığımız şeylerin aslında ömrümüzün en değerli parçaları olduğunu fark ederiz.

İşte "Otuz Beş Yaş" biraz da bunun şiiridir.

Geçen zamanın değil yalnızca, fark edilen zamanın şiiri.


Şairin karşısındaki ayna, aslında insanın kendi hayatıdır. Yüzündeki çizgiler, yalnızca yaşın değil, yaşanmışlığın izleridir. Şakaklara düşen kar, yalnızca gençliğin geride kaldığını söylemez; insanın biriktirdiği yılların sessiz hikâyesini de taşır.

Belki hayatın en ağır tarafı, insanın sadece kendisinin değiştiğini kabul etmesi değil; sevdiklerinin, alışkanlıklarının, hayallerinin ve kendisine ait sandığı dünyanın da değiştiğini görmesidir.

Çünkü insan yalnız kendi yüzünü yaşlandırmaz.

Birlikte yaşadığı dünya da zamanla değişir.

Çocukluğumuzun evleri küçülür sanki. Sokaklar başka bir renge bürünür. Eskiden kalabalık olan sofralarda sandalyeler boşalmaya başlar. Bir zamanlar her gün aradığımız insanların sesi, yıllar sonra yalnızca hatıralarda duyulur.


Ve insan, aynada kendi yüzüne bakarken aslında biraz da bütün bunları görür.

Bu yüzden bazı çizgiler silinmemelidir.

Çünkü onlar yalnızca yaşlılığın değil, "ömrün izleri"dir.


Cahit Sıtkı’nın şiiri bize zamanı durdurmayı öğretmez. Zaten bunu yapamayacağımızı bilir. 

Onun yaptığı, zamanı fark ettirmektir. Bir insanın hayatın ortasında durup geriye bakmasını, sonra kendi yüzüne yeniden bakmasını sağlamaktır.

"Otuz Beş Yaş" belki de tam olarak budur:

İnsanın yolun sonunu gördüğü yer değil, yolun sonsuz olmadığını ilk kez gerçekten hissettiği yer.


Sonra yıllar devam eder.

Otuz beş geçer.

Kırk, elli, altmış…

Ve insan bir gün yeniden aynanın karşısına geçer.

Şakaklarında biraz daha kar vardır.

Yüzünde biraz daha çizgi.

Gözlerinin altında biraz daha hayat…

Fakat artık aynaya eskisi kadar kızmaz.

Çünkü bilir:

O çizgiler hayatın insandan aldıklarının değil yalnızca, hayatın insana yaşattıklarının da izidir.


Ve belki insan, aynalara düşman olmadığını anlayabildiği gün, yaş almanın başka bir anlamını keşfeder.


Şakaklarımızdaki kar, geride kalan kışların hatırasıdır.

Gözlerimizin altındaki gölgeler, geçmiş gecelerin...

Yüzümüzdeki çizgiler, ömrün sessiz yazısıdır.


Cahit Sıtkı’nın şiiri de tam orada, insanla aynanın arasında durur.


Bir dize söyler.

Biz susarız.


Ve "yıllar yılı dost bildiğimiz aynaya" bir kez daha bakarız.

Kamil BAKİ
Eğitimci-Yazar