Topluma Karşı Sorumluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Topluma Karşı Sorumluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Eylül 2026

Kuşlar ve Camdan Kuleler - Kamil Baki

Sabahın ilk ışıkları...

Bir serçe gökyüzünde uçuyor.

Ne bir yuva arıyor ne de yiyecek…

Konacak bir dal arıyor çaresiz.

Bir türlü bulamıyor.


Bir zamanlar dalların göğe uzandığı yerde şimdi beton yığınları yükseliyor.

Yaprakların hışırdadığı yerde klimaların uğultusu var.

Rüzgârın ağaçlarla konuştuğu sokaklarda artık yalnızca motor sesleri yükseliyor.


Serçe, çaresizce bir apartmanın çatısına konuyor.

Ardından, başka bir kuş geliyor...

O da balkon korkuluğuna tutunuyor.

Sonra bir güvercin pencere pervazına…


Sanki hepsi aynı soruyu soruyor:

“Bizim ağaçlarımız nerede?..”


İnsan, kendine yuva yaparken onların yuvalarını yok etti.

Kendi gölgesini büyütürken ağaçların gölgesini küçülttü.

Camdan kuleler yükseldi; ama dallar bir bir kırıldı.

Şehir büyüdü…

Ancak hayat küçüldükçe küçüldü.


Oysa bir ağaç yalnızca ağaç değildir.

Bir kuşun evidir.

Bir sincabın umududur.

Bir kelebeğin ilk durağıdır.

Bir çocuğun salıncağıdır.

Bir yaşlının anılarındaki serinliktir.

Ve insanın fark etmeden borçlu olduğu yaşamdır.


Biz, bir ağacı keserken yalnızca o ağacı yok etmiyoruz.

Bir yuvayı dağıtıyoruz.

Bir sabah türküsünü susturuyoruz.

Bir gölgeyi eksiltiyoruz.

Belki de dünyadan biraz merhamet eksiltiyoruz.


Kuşlar bunu bizden çok önce fark ediyor.

Ancak çaresizler...

İşte bu yüzden artık balkonlara sığınıyorlar.

Çatılarda dinleniyorlar.

Antenlerin üzerine konuyorlar.

Çünkü onlara ait olan gökyüzünün altında, kendilerine ait bir dal bırakmadık.


Ne acıdır ki kuşlar hâlâ bu şehri terk etmiyor.

Gitmiyorlar, gidemiyorlar…

Çünkü gidecek başka yerleri yok.


Belki de en acısı bu.

Kalmak zorunda olmak…

Ve ait olduğun yerde misafir gibi yaşamak…


Bir de bakıyorsunuz ki insanlar, neden mutsuz olduklarını düşünüyor.

"Neden sabahlar eskisi kadar güzel değil?

Neden çocuklar toprağın kokusunu bilmiyor?

Neden yaz akşamları sessiz?" diye birbirlerine soruyor.


Cevap belki de başımızı gökyüzüne çevirdiğimizde karşımıza çıkıyor.

Gökyüzünde, kuşlar var.

Ama altında ağaçlar, dallar, çiçekler yok.

Oysa bir şehir; yollarıyla, binalarıyla, ışıklarıyla değil, içinde yaşayan bütün canlılara nefes olabildiği kadar şehirdir.


Kuşların konacak dal bulamadığı bir şehirde yalnız, kuşlar yetim kalmaz.

Ağaçlar yetim kalır.

Toprak yetim kalır.

Rüzgâr yetim kalır.

Ve en sonunda insan…


Bir gün çocuklarımız bize, “Kuşlar neden balkonlara konuyor?” diye sorarsa, vereceğimiz cevap yalnızca onların değil, bizim de vicdanımızı incitecektir.

Belki de hâlâ geç değildir.


Bir fidan dikmek, yalnızca bir ağaç yetiştirmek değildir.

Bir kuşa yeniden dal vermektir.

Bir kelebeğe çiçek sunmaktır.

Bir çocuğa gölge yaratmaktır.

Ve insanın, kaybetmeye başladığı merhameti yeniden yeşertmektir.


Unutmayalım…

Bir şehirde kuşlar konacak bir ağaç bulamıyor, apartmanların çatılarına ve balkonlarına sığınmak zorunda kalıyorsa, o şehir yalnız kuşlar için değil; ağaçlar, kelebekler, rüzgâr, insanlar… Kısacası nefes alan bütün canlılar için yavaş yavaş bir cehenneme dönüşüyor demektir.

Ve cehennem, bazen ateşten değil; eksilen bir daldan başlar.