Nazım Hikmet'ten Bir Yaşam Dersi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nazım Hikmet'ten Bir Yaşam Dersi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Kasım 2026

Duvarların Ötesinde Yaşamak: Nazım Hikmet'ten Bir Yaşam Dersi - Kamil Baki

"Diyelim ki hapisteyiz,

Yaşımız da elliye yakın,

Daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.

Yine de dışarısıyla beraber yaşayacağız,

İnsanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarlarıyla

Yani, duvarın arkasındaki dışarısıyla.


Yani, nasıl ve nerede olursak olalım

Hiç ölünmeyecek gibi yaşanacak...."


İşte Nazım Hikmet, 1948 yılında, özgürlüğünden yoksun bırakıldığı bir dönemde, insanın yaşama karşı geliştirebileceği en güçlü direnişlerden birini anlatır bu dizelerde.

Aslında söylediği, yalnızca bir mahkûmun kendisine verdiği öğüt değildir. İnsanın varoluşuna, özgürlüğe, umuda ve yaşama tutunma iradesine ilişkin derin bir felsefi yaklaşımdır.

Bilimsel açıdan baktığımızda da bu düşüncenin insan psikolojisinde önemli bir karşılığı vardır.

İnsan, yalnızca fiziksel koşullarının belirlediği bir varlık değildir. Zihni, hayal gücü, belleği, duyguları ve geleceğe ilişkin beklentileriyle içinde bulunduğu koşulların ötesine geçebilir.

Psikolojide psikolojik dayanıklılık olarak tanımlanan bu özellik, insanın güçlükler karşısında yeniden toparlanabilme, anlam üretebilme ve yaşamla bağını koruyabilme kapasitesidir.

Elbette umut, yaşanan acıları ortadan kaldırmaz. Haksızlığı haklı, tutsaklığı özgürlük hâline getirmez. Fakat insanın bütün bunların karşısında tükenmesini engelleyen güçlü bir iç kaynak oluşturabilir.

Nazım'ın dizelerinde tam da böyle bir direnç vardır.

Demir kapının açılmasını beklerken hayatı ertelememek…

Özgürlüğün gelecekte bir gün başlayacağını düşünerek bugünü feda etmemek…

Duvarların arkasında bile dışarıyla, insanla, doğayla ve hayatın kendisiyle bağ kurabilmek…

Belki de asıl özgürlük, biraz da burada başlar.

Felsefi açıdan düşündüğümüzde Nazım'ın bu yaklaşımı, insanın koşullarıyla kurduğu ilişkinin önemini ortaya koyar.

Varoluşçu düşüncede de insanın yalnızca başına gelenlerle değil, başına gelenler karşısında aldığı tavırla da tanımlandığı vurgulanır.

İnsan her zaman koşullarını seçemez. Nerede doğacağını, hangi haksızlıklarla karşılaşacağını, hangi acıları yaşayacağını belirleyemez.

Ama bütün bunlara rağmen nasıl bir insan olarak kalacağı konusunda bir iradeye sahiptir.

İşte Nazım'ın büyüklüğü biraz da buradadır.

Yaşadığı haksızlıklara rağmen hayattan vazgeçmemek…

Kırgınlıklarını nefrete dönüştürmemek…

Mücadeleyi insanlıktan uzaklaşmadan sürdürmek…

Çünkü insanı insan yapan yalnızca özgürlüğü değil, özgürlüğünü kaybettiğinde bile insan kalabilmesidir.

Sanatsal açıdan bakıldığında ise bu dizelerin gücü, büyük bir düşünceyi son derece yalın bir dille anlatabilmesinden gelir.

Demir kapı, duvar ve dışarısı…

Bunlar yalnızca fiziksel mekânları anlatan sözcükler değildir. Aynı zamanda insanın önüne konulan engellerin, sınırlamaların ve özgürlük arayışının simgeleridir.

Şair, hapishanenin duvarlarını anlatırken aslında hayatın bütün duvarlarına seslenir.

Bazen bir hapishane duvarıdır insanın önündeki engel…

Bazen yoksulluk, bazen yalnızlık, bazen hastalık, bazen yaşlılık, bazen de insanın kendi korkuları…

Ama hayat, bütün bunlara rağmen devam eder.

Ve insan, yaşamın kendisine sunduğu güzellikleri görmeyi başarabilmelidir.

Bir ağacın yeşermesinde, bir kuşun uçuşunda, bir dostun sesinde yeniden hayata karışabilmelidir.

Çünkü yaşamak, yalnızca nefes almak değildir.

Sevmektir, merak etmektir, üretmektir, düşünmektir, mücadele etmektir.

Haksızlığa boyun eğmeden, başkasının hakkına göz dikmeden, kırmadan ve incitmeden insan kalabilmektir.

Nazım'ın bize bıraktığı düşünceyi biraz da böyle anlamak gerekir.

Özgürlük yalnızca demir kapıların açılması değildir.

Bazen insan, en geniş meydanlarda bile kendi korkularının mahkûmudur. Bazen de daracık bir hücrede, düşünceleriyle bütün dünyayı kucaklayabilir.

Elbette hiçbir duvar özgürlüğün yerini tutamaz. Hiçbir umut, haksızlığın kabul edilmesini gerektirmez.

İnsan, özgürlüğüne kavuşacağı günü beklerken yaşamayı unutmamalıdır..

Daha güzel bir dünya için mücadele ederken bugünün güzelliklerini de görebilmelidir.

Belki de Nazım'ın bize söylediği en önemli şey; hayat, koşullarımızın düzelmesini bekleyerek ertelenecek kadar uzun değildir.

Nerede olursak olalım, kaç yaşında bulunursak bulunalım, hangi güçlüklerle karşılaşırsak karşılaşalım…

İnsanları, hayvanları, doğayı, sevinçleri ve umutlarıyla daima hayatın içinde kalacağız.

Kırmadan, kırılınca insanlıktan uzaklaşmadan…

Haksızlığa karşı susmadan, umutsuzluğa teslim olmadan…

Ve hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayacağız.

Çünkü hayatı savunmanın en güzel yolu, onu bütün güzellikleri ve zorluklarıyla sevmekten geçer.

İşte böyle yaşamak…

Biraz Nazımca, biraz insanca, alabildiğine özgürce…